İbn Haldun Üniversitesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Medeniyetler Şurası’nın resmî açılışında konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İbn Haldun Üniversitesi’nde düzenlenen Medeniyetler Şurası’nın Açılışı’nda konuştu.

Erdoğan, Şura’nın bu yıl “Dinin bir maksadı olarak medeniyetin korunması” başlığıyla yapıldığına dikkati çekti.

Düşünceleri ve tartışmalarıyla şuraya katkıda bulunacak tüm ilim ve fikir insanlarına şükranlarını sunan Erdoğan, Türkiye’de son iki asra damgasını vuran üç tarzda siyasetin, esasen bir medeniyet yönelimi arayışının adı olduğunu vurguladı.

Adı konmuş olmasına rağmen bu yönelimleri etraflıca tarifte başarısızlık yaşandığına değinen Erdoğan, “Hatta daha da ileri giderek söylüyorum. Her fırsatta ifade ettiğimiz İslam medeniyeti mefhumunu dahi günümüz insanlarının muhayyilelerinde müşahhas hale getiremediğimiz bir gerçektir.” diye konuştu.

Hz. Muhammed’in nübüvvetiyle temelleri atılan İslam medeniyetinin köklerinin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün aziz dinimizi terör örgütleri üzerinden öylesine bir yere konumlandırmaya çalışıyorlar ki böyle olmadığını anlatmaya çalışmaktan çoğu zaman hakikati ifade etmeye fırsat bulamıyoruz. Şu anda birçok insanlar çıktı, türedi. Bu türedi tipler sünneti ciddi manada tartışır hale geldiler. Bu tartışmaların özellikle ülkemizde yapılması, bizler için ciddi manada bir üzüntü sebebidir. Şunu açık, net söylemek zorundayım. Hoca olmak, ahkam kesmek yetkisini kimseye vermiyor ve dolayısıyla Sevgili Peygamberimizin sünnetini tartışma yetkisini de onlara vermiyor. Bu tartışmaları açmak, aslında bir neslin ifsadı anlamınadır. Ve bu nesli ifsat etme hakkını da kimse onlara vermemiştir. Kendileri de böyle bir tarzla siyasetin içerisine giremezler, girerlerse bedelini onlar da ağır öderler.”

İSLAM MEDENİYETİNİN ÜSLUBU VE ÖLÇÜLERİ FARKLIDIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir medeniyetin inşası değil, ihyası hareketinin içerisinde olduklarını kaydetti.

Medeniyetlerin özünü inançlar belirliyorsa ve din, medeniyetin adeta bir şemsiyesi ise kendilerinin de farklarını ortaya koymaları gerektiğinin altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Medeniyetin şekillenmesinde bilim ve teknik önemli olmakla birlikte, inancı ve sosyal dayanışmayı ihmal ettiğinde ortaya çıkan şeyin adı, bize göre medeniyet değildir. Bu bakımdan Batı medeniyetinin üslubu ve ölçüleri ile İslam medeniyetinin üslubu ve ölçüleri farklıdır. Mesela bir şehrin Batı ölçüsüne göre medeni sayılması için, yollarda aydınlatma olması, sokaklarda çamur bulunmaması gibi görünür, özelliklere bakılır, halbuki İslam’ın ölçüsüne göre bir şehrin medeniliğinin işareti, mesela kapı kilitlemeden dışarı çıkılabilmesi, ihtiyaç sahibi herkese el uzatılması, sokak hayvanlarına dahi şefkatle davranılması demektir. Bizim medeniyetimizde medenilik budur. Fakat bu tuzağın içine biz farklı şekilde düştük. 40 kat, 100 kat bu tür binaları yapmak sizi medeni yapmıyor ama biz de bu tuzağın içine düştük, onu da söyleyeyim.”

Batılı seyyahların Osmanlı ve diğer İslam coğrafyalarına yaptığı seyahatlerdeki gözlemlerine bakıldığında bu farkın tüm belirginliğiyle görülebildiğine işaret eden Erdoğan, “Bunun için Batı medeniyeti doğrudan bireye odaklanırken, bizim de içinde yer aldığımız İslam medeniyeti, toplumsal hayatın her alanını ihata eden bir anlayış üzerine kuruludur. Hayra çağırmak, iyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak olarak ifade edebileceğimiz İslam dininin ölçüleri eğer bugün dünyada hakim olsaydı şu yaşadığımız krizler ortaya çıkar mıydı?” dedi.

TRUMP’IN BUNU MASAYA YATIRMASI LAZIM

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisinden önce konuşan İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Heba Raouf’un ABD Başkanı Donald Trump ile ilgili sözlerini de hatırlatarak, şunları kaydetti:

“Sayın Trump, bana göre medeniyet olayını şekil olarak değerlendiren bir tipolojidir. Bizim anlayışımızda biz farklı düşünce insanlarına kapıları kapatmadık ama şu anda eğer Amerika’da Müslümanlar oradan kovulmanın hesapları içerisine mahkum edilmişse Amerika’da bir sıkıntı var demektir. Önce Trump’ın bunu masaya yatırması lazım. Bizim hedefimizde insan, yaratılmışların en şereflisidir. Fakat görüyorum ki Amerika’da durum böyle değil ve şu andaki gidiş orada sıkıntı yaratır.”

Müslüman hakları savunucusu sivil toplum örgütü Amerikan İslam İlişkileri Konseyi (CAIR), Beyaz Saray’ın önünde gösteri yapıyorsa bunun kendi inancının karşılığını alma ve demokrasi mücadelesini verme gayreti olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne deniyor Amerika’ya? ‘Demokrasinin beşiğidir.’ Böyle bir şey demokrasi olamaz ve bunun adı demokrasi olamaz. Benim 13 tane korumam kendi davetine gittiğim bir ülkede eğer kalkıp da daha Amerika’da tanımadan, görmeden, bilmeden haklarında, gıyaplarında gözaltına alma kararı çıkıyorsa kusura bakmasınlar, ben bu ülkeye medeni demem. Beni davet edeceksin, yanımda korumalarım, ben bir ülkenin Cumhurbaşkanıyım ve teröristlere orada adeta bizi dövdürmeyle tehditle karşı karşıya bırakacaksın ve kendi korumalarım bizimle ilgili tedbir alacak, hele hele iki tanesi orada hiç yok, eşimin korumaları ve bunlarla ilgili savcı gözaltına alma kararı verecek. Böyle adalet olur mu? Böyle merhamet olur mu? O da yok. İki dünya saadetini onlar için zaten konuşmamıza hiç gerek yok.”

HALA DA MEDENİYETLER İTTİFAKINI SAVUNUYORUM

Medeniyetler ittifakı anlayışının Birleşmiş Milletler’de İspanya ile birlikte banisi olduklarını hatırlatan Erdoğan, hala da medeniyetlerin ittifakını savunduğunu kaydetti.

İttifaktan yana olduğunu dile getiren Erdoğan, “Çünkü biz kesrette vahdeti bulmuş bir milletiz. Bir anlayışın mensuplarıyız. Madem ki biz kesretten vahdete gidebilmişiz, öyleyse burada da düşüncelerle teke, bire gidebiliriz. Bunun adımlarını atmamız lazım. Bu çok ciddi bir yaklaşım buldu. Birçok devlet sağolsun buna katıldı. Şu anda dünyada 114 devlet, bizim bu attığımız adıma destek veriyor.”

Erdoğan, Müslümanlar’ın kendi medeniyetlerinin derinliğinin ne derece farkında olduğunu, ne derece buna uygun hayat yaşandığını sordu.

“Medeniyetlerin inşasında bilgi kadar eylemin de etkili olduğu bir gerçekse, medeniyetlerin gerilemesinin sebebi de aynı demektir. Öyleyse Müslümanlar olarak medeniyetler tartışmalarında önce kendimizi sigaya çekmemiz gerekiyor.” diyen Erdoğan, hangi medeniyetin, hangisinin önünde ya da arkasında olduğu tartışmasının hakikatin değil, algıların tartışması olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz kendi eksiklerimizi, diğer medeniyetlerin eksiğinin, fazlasının arkasına sığınarak kapatma yoluna gidemeyiz. Sorgulamayı kendimizden başlatmaz, tüm suçu karşımızdakilere yüklersek içinde bulunduğumuz pasif daireden çıkamayız.” şeklinde konuşarak, şunları kaydetti:

“Atalarımızın dediği gibi, yitik kaybedildiği yerde aranır. Bizim de yapmamız gereken budur. Medeniyetimizin, tüm insanlığın gönlünde ve kafasında yeniden hak ettiği yere gelmesi için öncelikle mecramızı doğru belirlememiz gerekiyor. İslam medeniyetinin, tasavvuf, ilim ve tefekkür olarak ifade edebileceğimiz mecralarını sağlıklık bir yola koymadan, diğer alanlarda arzu ettiğimiz mesafeyi katedemeyiz. Allah’ın hepimize şah damarımızdan daha yakın olduğu gerçeği, gerçi birileri tabii, birisini ‘şah damarından bize daha yakın’ diye tanımlıyor ama bunu da bilmemiz lazım. Onlar da tabii şirk içinde ama bu da Pensilvanya’da, o da ilginç. Nerede, neler, nasıl, tezgahlanıyor, nasıl üzerimizde oyunlar oynanıyor bunu çok iyi bilmemiz lazım. İşe biraz da buradan başlamamız lazım.

Müminin yitik malı olan ilmi aramak zaten hepimizin başlıca vazifesi. Tefekkür ise tüm bu manevi ve maddi yolları açık tutmanın, daima daha ileriye gitmenin vasıtasıdır. Medeniyetin maddi unsurları olan sanat, estetik ve kültür işte bu iklimde neşet eder, gelişir, yükselir. Üstat ne diyor, ‘Sanat Allah’ı aramakmış meğer.’ Biz sanata böyle bakıyoruz. Görüldüğü gibi medeniyetimizi ihya etmenin yolunu başka bir yerde değil, doğrudan kendimizde aramalı, bunun için de aklımıza ve muhakememize sahip çıkmalıyız. Nasıl aklı ve muhakemesi olmayan insan, dinen mazur sayıldığı için mükellefiyetlerinden muaf tutuluyorsa, aklını ve muhakemesini de başkasının emrine verinin de ne dini ne medeniyeti kalır.”

MEDENİYET KONUSUNDA FİKRİ OLMAYAN TAKLİDE TESLİM OLMAK ZORUNDADIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kur’an-ı Kerim’de defalarca “Akletmez misiniz” ikazının yapıldığını dile getirerek, “Rabbimiz böyle soruyor. Rabbmizin çağrısına uyduğumuz ölçüde medeniyetimizin yükselişinin yollarını da aydınlatmış oluruz.” dedi.

Medeniyetin, tıpkı bir yapboz gibi birbirlerine benzer gözükseler de her biri farklı olan çok sayıda parçadan oluştuğunu aktaran Erdoğan, bu parçaların bir kısmına sahip olmanın tek başına bir anlam ifade etmeyeceğini söyledi.

Erdoğan, tamamının bir araya gelmesiyle o büyük terkip ve muhayyilenin şekillenebileceğini aktararak, şöyle devam etti:

“Bu öyle bir tasavvurdur ki ciltler dolusu kitaba sığmaz ama bir gönülde ve zihinde tüm cesametiyle tecessüm edebilir. Medeniyet konusunda fikri olmayan taklide teslim olmak zorundadır. Bugün İslam dünyasının yaşadığı en büyük sorunlardan biri de budur. Kendi medeniyeti konusunda hayali olmayanın, derdi olmayanın başka hiçbir konuda da iddiası da olamaz. Bizim böyle bir derdimiz var. Ecdadımızın da böyle bir derdi vardı. Öyle ki Osmanlı çökmek üzere olduğu dönemde dahi dünyanın dört bir yanında medeniyet davasına hayat verecek hamleler yapmaktan geri durmamıştır. Sultan Abdulhamid-i Sani’nin Japonya’dan Hindistan’a, Avrupa’dan Rusya içlerine kadar gönderdiği elçilerin kurduğu Hamidiye Medreselerinin hayata geçirdiği projelerin etkileri bugün dahi devam ediyor.”

İSLAMOFOBİ, SÜREKLİ TAHRİK EDİLİYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, dört bir yandaki tüm mazlumlara, mağdurlara el uzatmasının da kadim medeniyet anlayışının bir tezahürü olduğunu ifade etti.

Hayata geçirmeye çalıştıkları “hayra çağırmayı, iyiliği teşvik etmeyi, kötülüğü engellemeyi” esas alan dış polika anlayışının izahının da medeniyetlerine sımsıkı sarılmak olduğuna dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Dünya 5’ten büyüktür’ itirazımız, adalete çağrı boyutuyla aynı zamanda bir medeniyet çığlığıdır. Ne demek dünya 5, olur mu böyle bir şey? İkinci Dünya Savaşı’nın şartları bir kenarda, bugünün şartları bir kenarda. 5 ülke dünyanın kaderini belirliyor. Onların dudaklarından ne dökülürse netice o. Böyle bir şey olamaz. İkinci Dünya Savaşı geride kaldı. Bugün başka bir dünya var. Bütün hadiseler güncellenirken, siyasetin bu noktadaki kaderinin güncellenmesi gerekir. Ve bu 5 ülkenin şöyle kimlerden oluştuğuna baktığınız zaman, orada bir tane Müslüman ülke yok. Niye orada Müslüman ülke yok? Ve dünyadaki tüm kıtalar orada temsil edilmiyor. Asya, Avrupa, Amerika. Diğer kıtalar nerede? Yok ve şu anda niçin Irak, Suriye çözülmüyor? Acaba niçin Rohingya Müslümanlarının sorunu çözülmüyor? Myanmar niçin halledilmiyor?

İslamofobiya sürekli tahrik ediliyor. Amerika’da Sayın Trump bakıyorsunuz Müslümanlara ‘terörist’ ifadesini kullanıyor. ‘Bak böyle bir şey yok’ dediğimizde de savunamıyor. Hadi buyur Myammar’da bazı Budistler terörist olarak Rohingya Müslümanlarını öldürdüler. Peki Budistler ile ilgili aynı şeyi söyleyebiliyorlar mı? Yok, niye? Onlar yoga yapıyor. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Hristiyan teröristler için böyle bir şey söylüyorlar mı? Yahudi teröristler için böyle bir şey söylüyorlar mı? Yok. Varsa yoksa ‘İslami terör’ diyorlar. Defaatle anlatıyoruz, olamaz. DEAŞ’a karşı en büyük mücadeleyi veren ülke biziz. Ve bu mücadelemizi verirken de DEAŞ’ın İslam’la alakası olmadığını söylüyoruz. Bunu çok açık, net tüm uluslararası toplantılarda, İslam ülkeleriyle yaptığımız görüşmelerde DEAŞ’ın İslam’la alakası olmadığını söylüyoruz. Ama bunlara bunu anlatamıyorsunuz ve ne yazık ki Müslümanı Müslümana bunlar kırdırıyor. Ücretsiz silahları da veriyorlar. Biz savunmak için paramızla silah istiyoruz, bize silah vermiyorlar. Böyle garip bir dünyanın içerisindeyiz. Adalet? Ben de adaleti arıyorum. Yok. Merhamet bunlarda hiç yok.”

NİYE SÖYLEMİYORSUN TÜRKİYE’Yİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, G-20 toplantısında enteresan bir olay olduğunu belirterek, konuşmasına şöyle devam etti:

“Sayın Trump dedi ki ‘Dünyada en çok -donörler toplantısında- en az gelişmiş ülkelere yardım yapan biziz.’ dedi. Bizden de hiç bahsetmedi. Ben o arada OECD raporlarını istettim arkadaşlardan o geldi. Dünyada şu anda Amerika birinci sırada gözüküyor. Biz ikinci sırada gözüküyoruz, İngiltere üçüncü sırada gözüküyor. Fakat milli gelire oranla baktığımızda Türkiye birinci sırada, Amerika ikinci sırada gözüküyor. Niye söylemiyorsun Türkiye’yi? İşlerine gelmiyor. Çünkü biz ‘veren el alan elden hayırlıdır’ diyerek bu yola çıktık. Onun için de nerede bir masum, mağdur, mazlum varsa biz oraya uzanıyoruz. Bundan sonra da uzanmaya devam edeceğiz. Biz tüm gücümüz ve imkanlarımızla yakın ilişki içinde olduğumuz geniş coğrafyada, ecdadımızın medeniyetimiz adına ektiği tohumların fidan haline dönüşmesi için çalışıyoruz. Sadece bununla kalmıyor aynı zamanda gelecek nesiller için de yeni tohumlar bırakıyoruz. Gittiğimiz her yerde çok büyük itibar görüyoruz halktan, idarecilerden değil. Bizim için de aslolan zaten o. Gönülden gelen bir sevgiyle kucaklanıyorsak bu bizim için yeterlidir.”

Erdoğan, İslam’ın sadece Müslümanlara değil tüm insanlara seslenen bir din olduğunu belirterek, medeniyet tasavvurlarının da Müslümanlarla birlikte diğer inanç sahiplerini de kapsamak zorunda olduğunu söyledi.

Bunun formülünün medeniyet telakkisini şahsiyet, cemiyet, devlet hayatını ihata edecek şekilde geniş tutmaktan geçtiğini aktaran Erdoğan, “İslam’ın ufkunun derinliğini, kendimizden başlayarak tüm insanlığa göstermeyi ise ancak medeniyet davamızı başarıya ulaştırarak gerçekleştirebiliriz.” diye konuştu.

İslam medeniyetinin, kimi zaman Arapların, kimi zaman Farisilerin, uzunca bir zaman da Türklerin ön planda olduğu 1400 yıl boyunca dünyaya damgasını vurmuş bir medeniyet olduğunu kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Selçuklu ve Osmanlı’nın yönü, istisnalar hariç hep Batı’ya dönük olduğu için Avrupa’nın İslam telakkisi, genellikle bizim ecdadımız üzerinden şekillenmiştir. Öyle ki asırlardır -burası çok önemli- Avrupa’da Türk demek, Müslüman demektir. Bu temas aynı zamanda karşılıklı etkileşimi de beraberinde getirmiştir. Batıdan doğuya, doğudan batıya her türlü fikri ve milli güç ister istemez bizim üzerimizden geçmiştir. Buna Haçlı Seferleri de dahildir. Rönesans’ın temelini oluşturan Doğu toplumlarının ilmi birikiminin Avrupa’ya transferi de dahildir. Coğrafyamız bu vasfını günümüzde de sürdürüyor.”

MAZİDEN ATİYE KÖPRÜ KURMAYI BAŞARANLAR GÜNE VE GELECEĞE BAŞKA TÜRLÜ BAKARLAR

Önceki gün 14. vefat yıl dönümünde anılan Aliya İzzetbegoviç’in, vefatından bir gün önce kendisine, “Tayyip, siz Evlad-ı Fatihansınız. Buralar size emanet. Onun için bu emaneti koruyun” dediğini aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şimdi biz, Mostar’ı nasıl bırakabiliriz? Biz şimdi Dirina’yı nasıl bırakabiliriz? Biz şimdi oradaki Fatih Sultan Mehmet Camisi’ni nasıl bırakabiliriz? Tabii ki oralarda hiçbir zaman bunları eksik bırakmayacağız. Bunlar hep oradaki bizim medeniyetimizin adeta taçlandırılmış eserleridir. Bu medeniyet orada varlık sebebi olarak bu eserleri inşa etmiş, ne zaman? Bakın ta 15. yüzyıldan al zamanımıza kadar. Devlet adamlığının yanı sıra asrımızın en büyük İslam mütefekkirlerinden birisi olan merhum Aliya’nın bu vasiyeti asla sıradan bir nezaket ifadesi değildir. Tarihi yaşadıkları günden ibaret görmeyenler, maziden atiye köprü kurmayı başaranlar güne ve geleceğe başka türlü bakarlar. Merhum Aliya da böyle bakıyordu. Kendisinin Bosna’yı Türkiye’ye emanet etmesi sahip olduğu medeniyet ufkunun bir tezahürüydü. Çünkü Aliya, Müslümanların ancak birlik, beraberlik, dayanışma, kardeşlik içinde olurlarsa medeniyet tasavvurlarını hayata geçirebileceklerini görüyordu, biliyordu. Onun için bugün öncelikle yapmamız gereken İslam dünyasında yaşanan hadiselerin acısıyla yeis içine düşenlerin meseleye çok daha geniş bir perspektiften bakabilmelerini sağlamaktır.”

DÜNYAYI İNSANİ ÇİZGİDE TUTABİLECEK YEGANE GÜÇ İSLAM MEDENİYETİDİR

İbn Haldun’a göre devletlerin ve medeniyetlerin tıpkı insanlar gibi ömürleri olduğunu belirten Erdoğan, şöye devam etti:

“Avrupa’da yeniden hortlayan ırkçılığı, yükselen yabancı düşmanlığını, giderek derinleşen bencilliği bu sürecin ayak sesleri olarak görüyorum. Sömürgecilik üzerine kurulan, insanları görünmez zincirlerle köleleştiren sınırsız tüketime dayalı, insanı metalaştıran bir düzenin ilanihaye devam etmesi düşünülemez. Dün sanayileşme adına kurdukları sömürge düzenini bugün demokrasi adına sürdürenlerin yüzlerindeki makyaj dökülüyor ve gerçek yüzleri ortaya çıkıyor. Halbuki İslam medeniyeti, köklerinin derinliği ve beslendiği kaynaklar itibarıyla ilelebet ayakta kalacak bir medeniyettir. Tüm saldırılara rağmen medeniyetimizin o çelik çekirdeği sağlamdır. Evet; dünyayı insani çizgide tutabilecek yegane güç İslam medeniyetidir. Bu hakikati ne DEAŞ gibi ne El-Kaide gibi ne Boko Haram gibi terör örgütleri ne de kendi toplumlarını inim inim inleten kifayetsiz yöneticilerin zulümleri değiştiremez, mücevher çamura bulanmakla değerinden bir şey kaybetmez. Bize düşen, bu kıymetli hazineyi üzerindeki çamurlardan arındırıp insanlığın hizmetine sunmaktır. Bunun için de tek yapmamız gereken kendimizi sürekli geliştirmek, ikmal etmek, çalışmak, mücadele etmektir.”

Müslümanların diğer medeniyetlerin, kültürlerin, inançların dolgu malzemesi, tüketim pazarı, deneme sahası asla olmadığını vurgulayan Erdoğan, “Eğer bugün böyle bir manzara varsa İslam dünyası, terörle, geri kalmışlıkla, mezhep kavgalarıyla, siyasi çekişmelerle harap haldeyse bizlere bir anımızı bile huzurlu geçirmek haramdır. Bugün Suriye’deki, Irak’taki, Libya’daki, Yemen’deki, Somali’deki yakın geçmişte Balkanlar’daki, Kafkaslar’daki, daha gerilere gidecek olursak tüm Asya coğrafyasındaki yaşanan acıların müsebbibi Müslümanlar olarak bizleriz. Biz, medeniyetimizin gereği olan duruşu sergileyemediğimiz için birileri kadim tarihimizin nadide eserlerini yerle yeksan edebiliyor. Biz, vahdet ve uhuvveti tam anlayamadığımız için birileri kolayca kardeşi kardeşe kırdırabiliyor.” dedi.

Meselelere Müslüman ferasetiyle bakılmadığı için fitne, çatışma, yoksulluğun bu coğrafyada kol gezdiğini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şu anda işte Irak’ta olanlar, Suriye’de olanlar… Kim kimi öldürüyor. Varil bombalarını kim oradaki Müslümanlara yağdırıyor. Yine Müslümanlar değil mi? ‘Efendim işte koalisyon güçleri de yağdırıyor’, ‘diğerleri de yağdırıyor’… Tamam da onları oraya kim davet ediyor? Davet edenler sözde Müslüman. Diğer tarafta da aynı öyle. 1 milyona yakın insan Suriye’de öldü. Irak’a bakıyorsun, milyonlarca öldü, ta Saddam döneminden aldığımız zaman. 11 Eylül’de Amerika’da, Batı medeniyetinin sembollerinden olarak gördükleri ikiz kuleler bir terör saldırısıyla yıkıldı diye dünyayı kana ve ateşe boğdular. Oysa bizim coğrafyamızda neredeyse yıkılmamış eserimiz, üzerine çirkinliğin gölgesi düşürülmemiş mabedimiz kalmadı. Şu anda Irak diye bir şey kaldı mı? Şu anda Suriye, Halep ne halde? İdlib ne halde? Gelin Şam’ın kuzeylerine ne halde? Bütün o tarihi eserler yıkıldı gitti. Yani medeniyet çöktü. Medeniyet adına konuşanlar acaba bunlarla ilgili bir kelam ediyorlar mı? Daha ne kadar yıkabiliriz onun için geliyorlar. Yani bu asrın Hülagü’leri de var. O nasıl gelip orada bütün kütüphaneleri yakıp yıktıysa aynı şekilde şimdi de gelip buraları da yakıp yıkanlar var.”

MÜSLÜMANLAR İSLAM MEDENİYETİNİ BOYNU BÜKÜK BIRAKTIKLARI İÇİN KAYIPTADIR

“Görüntümüzden, kıyafetimizden, kullandığımız araç-gereçten başlayarak hayatımızın her alanını kuşatan bir büyük istiladan ruhumuzu kurtardığımızı nasıl düşünebiliriz?” diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

“Kendi rönesanslarını bize borçlu olduğunu söyleyenlerin karşısında bugün ortaya koyacak neyimiz var? Elhamdülillah kaynaklarımız sağlam. Saf ve sahih şekilde yerli yerinde duruyor ama eğer bu kaynakları değerlendiremiyor, hayatınıza aktaramıyorsanız hayatınız zayıf kalmaya mahkumdur. Onlardan aldığımız ilhamla mimariden kültüre kadar her alanda üretim yapamıyorsanız kayıptasınız demektir, ziyandasınız demektir. Bugün tüm Müslümanlar İslam medeniyetini boynu bükük bıraktıkları için kayıptadır, ziyandadır. Dinimizin isminin terör örgütlerinin istismar malzemesi haline getirilmesini dahi engelleyemiyorsak vah bize. Bir barış dini olan İslam’a terörü yüklemeye çalışanlar karşısında biz bunun mücadelesini veremiyorsak yazık bize. Onun mücadelesini çok kararlı vermemiz lazım. Bir zamanlar Himalaya’lardan Pireneler’e, Karadeniz’den Hint Okyanusu’na kadar geniş bir coğrafyaya ışık saçan, insanların huzur ve mutluluk kaynağı olan İslam medeniyetini yeniden ayağa kaldırmak işte bizlerin elindedir. Dışarıdan birilerinin gelip de buna talip olacağını sanmayın ha. Böyle bir şey beklemeyelim. Bunu biz yapacağız. Bu bizim İslam dünyasının, Müslümanların vazifesidir.”

İnancı, ilmi, tefekkürü hep birlikte hayatın merkezine yerleştirmeden de bu vazifenin gereğinin yerine getirilemeyeceğini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu konuda kendi adıma sizlere çok net bir ölçü söyleyeyim; İstanbul’a, Mimar Sinan’ın eserlerinin teknik ve estetik boyutunu aşacak bir abide kazandırdığımız gün medeniyetimizi yeniden ayağa kaldırdığımız gün olacaktır. İslam coğrafyasında zekatımızı, fitremizi verecek kimse bulamayıp da dünyanın başka neresinde mağdur ve mazlum var diye aramaya başladığımız gün medeniyetimizin yeniden zirveye çıktığı gün olacaktır. Bunu böyle bilelim. Dünyanın hangi köşesinde yaşarsa yaşasın insanların sıkıntıya düştüğünde, zulme uğradığında, yardım için en yakın İslam beldesine koştukları gün medeniyetimizin güneş gibi cihanı aydınlattığı gün olacaktır. İnşallah bu silkinişin, bu dirilişin, bu yükselişin çok yakın olduğuna inanıyorum.”

İbn Haldun Üniversitesi’nin bulunduğu mekanın geçici olduğunu kaydeden Erdoğan, üniversitenin yeni binasının medeni bir eser olarak ortaya çıkması gerektiğini belirterek, konuşmasını tamamladı.

Programa, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Malezya Başbakan Yardımcısı Ahmed Zahid Hamidi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, İbn Haldun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Şentürk, üniversitenin mütevelli heyeti üyesi Bilal Erdoğan ve çok sayıda akademisyen ile davetliler katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması öncesinde bir şura meclisi örneği çerçevesinde Rektör Şentürk moderatörlüğünde üniversitenin öğretim üyeleri Prof. Dr. Teoman Duralı, Yrd. Doç. Dr. Heba Raouf, 29 Mayıs Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tahsin Görgün, medeniyet üzerine bir münazara gerçekleştirdi.

Programın sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “medeniyeti korumak dini korumaktır” anlamına gelen bir hat tablosu hediye edildi.