İbn Haldun Üniversitesi

Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi Önerisi

İbn Haldun Üniversitesi’nden liseye geçişte yeni model önerisi

İstanbul İbn Haldun Üniversitesi Müfredat Çalışmaları Merkezi’nin 4-5 Ekim’de gerçekleştirdiği ”Ortaöğretime Geçiş Sistemini Değerlendirme” çalıştayının sonuç bildirgesi hazırlandı.

İbn Haldun Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Müfredat Çalışmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yüksel Özden, sonuç bildirgesini Anadolu Ajansı’na değerlendirdi.

Prof. Dr. Yüksel Özden, liseye geçişte “Kayıt alanlarına göre geçiş” modelini kurguladıklarını belirterek, eski sistemde yüksek dilimde yer almayan öğrencinin işe yaramaz hâle getirildiğini, kurguladıkları eşitlik temelli modelle, öğrencilerin yeteneklerini keşfetmede özgür olabileceklerini söyledi.

Prof. Özden, İbn Haldun Üniversitesi Müfredat Çalışmaları Merkezi olarak, ortaöğretime geçiş sistemin değiştirilmesi kararının ardından, “Ortaöğretime Geçiş Sistemini Değerlendirme” çalıştayını akademisyen ve MEB yetkililerinin geniş katılımı ile gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

Çalışmaların sonrasında Türk eğitim sisteminin felsefesinin sınav üzerine değil ahlaklı ve farkındalığı yüksek, kaliteli insan yetiştirme üzerine kurgulanması gerektiği sonucuna vardıklarını aktaran Prof. Özden, “Sınav sistemi değişikliğinde vatandaşın yeterince düşüncesini dile getiremediğini, bütün görüşlerin tartışılabileceği zeminin olmasının gerekli olduğunu belirterek, sistemin tartışılması için de bunu özellikle çalıştıklarını” kaydetti.

Türk eğitim sisteminde son 15 yılda yapılan değişiklikler sınav sisteminin kurbanı olduğunu ve eğitim sisteminin sadece sınavlar üzerinden tartışılır hâle geldiğini dile getiren Prof. Özden, “Eğitimin asıl amacı unutulmuş, okullar medeniyetimizi yeniden inşa edecek insanlar yetiştirip yetiştirmediği sorusuyla yeterince ilgilenilmez hâle gelinmiştir.” diye konuştu.

“Sınavlar araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmiştir.”

Sınav sisteminin hakkaniyet, eşitlik, fırsat eşitliği kavramları ışığında konuşulması gerektiğini, ortaöğretime geçişin birliği ve beraberliği pekiştirici olması gerektiğini vurgulayan Prof. Özden, “İlkokulda çocuklarımıza engellilerle bir arada yaşamayı öğretmediğimizde engellilerimize ne sokakta ne de apartmanda yer kalıyor. Bunun öğretilmesi gereken yer okuldur.” dedi.

Prof. Özden, “Liseye geçişin bazı kavramlar üzerinden tartışılması gerektiğini istiyoruz. Bunun başında toplumsal birlik ve beraberliği oluşturma, eğitimin ahlaki değerleri pekiştirici rol oynaması, hakkaniyetin konuşulmasını ve evrensel değerler üzerinden eğitimimizin tartışılmasını istiyoruz.” diye konuştu.

“Kayıt Alanlarına Göre Geçiş” sistemini öneriyoruz

Prof. Özden, “Yüksek puan diliminde yer almayan öğrenci işe yaramaz hâle geliyor. Okullar toplumsal ayrışmayı pekiştirir hâle gelmiştir. Okullarımızda birliği ve beraberliği pekiştirmeliyiz.” diye konuştu.

“Kayıt Alanlarına Göre Geçiş” isimli sistemi ortaöğretime geçiş için kurguladıklarını dile getiren Prof. Özden, “Okul kayıt alanlarının Türkiye İstatistik Kurumu Hane Halkı Araştırmaları, belediyelerin kullandığı emlak değerleme gibi somut kriterlere dayalı olarak kurgulandığını” söyledi.

“Okulların heterojen olmasını istediklerini ve toplumdaki farklı kesimlerin bir arada olacağı şekilde kayıt alanı düzenlendi” diye konuşan Prof. Özden, “Ortaokulların kayıt alanına göre birden fazla okulla eşleştirileceğini” belirtti.

Prof. Özden, modelin ayrıntılarıyla ilgili şu bilgileri verdi:

“Modele göre öğrenciler, istek ve eğilimlerine göre kayıt alanlarındaki Akademik, Meslek ve İmam Hatip liselerinden birine yerleştirilebilecek. Ortaöğretim iki alt kademeye ayrılacak. 9 ve 10. sınıflarda ortak bir program, 11 ve 12. sınıflarda ise her lise kendi programını uygulanacak. İmam Hatip ve Meslek liselerinde, 9 ve 10. sınıflarda ortak dersler yanında kendi ek dersleri de okutulacak. Öğrenciler, 9 ve 10. sınıf başarı notları ve istekleri doğrultusunda 11. sınıfın başında diğer lise ve programlara geçiş yapabilirler. İlçe içi veya ilçe dışı nakillerde öğrencinin yaşadığı kayıt alanı dikkate alınabilecek.”

İkametgâha dayalı modelin dar kapsamlı olduğunu ve bugünlerde sıkça tartışıldığını kaydeden Prof. Özden, bir bölgede yaşayan farklı gelir gruplarından çocukların bir arada okuması için yakın ilçelerden öğrencilerin de istediği okullara gidebileceğini ifade etti.

“En fazla 20 okul için ayrı alım yapılsın”

Her sistemde olduğu gibi bu sistemin de bazı zayıf yönleri olduğuna işaret eden Prof. Özden, “Kısa vadede kayıt alanları okulların heterojenliğini sağlayacak şekilde düzenlenemeyebilir. Küçük ilçelerde, farklı lise türlerini açmakta zorluk yaşanabilir. İlçelerdeki veliler, il merkezlerine göç etmeye çalışabilir.” diye konuştu.

Prof. Özden, “Az sayıda okul için sınav yapılması durumunda ise tüm ülkede yaklaşık 20 civarında Türkiye’nin en eski ve eğitimi gelenekleşmiş okullarının öğrenciyi kendisinin alması gerektiğini” belirterek, “Zaten yıllarca başarılı liseler için sınav sistemi oluşturuldu ve eğitim mahvedildi. En fazla 20 lise ki bunlar belirli liseler, İstanbul’da 4’ü geçmez, bunlar seçilerek yapılandırılsın ve öğrenci alsın.” dedi.

“Atılımlar sınav sisteminin kurbanı oldu”

“Yarışmacı bir sistemin zamanla oluştuğunu, iyi okullara giden öğrenciler dışındaki öğrencilerin sistemin dışına itildiğini” söyleyen Prof. Özden, “Bunun ülke için büyük tehlike olduğunun” altını çizdi.

“Türkiye, son 15 yılda ciddi adımlar attı. Okul, derslik, bilişim alt yapısı, tabletler, akıllı tahtalar… Ama bunların hepsi sınav sisteminin kurbanı oldu. Bugün yaptığımız her şey “x” sınavında yaptığım nete yardım ediyor mu etmiyor mu? Bütün mesele maalesef bu oldu.” diye konuşan Prof. Özden, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sınavlar araç olmaktan çıkıp amaç hâline gelmiştir. Akademik bilgi, bilimsellik, deney, gözlem, yaşantı, sanat, spor ve hatta evrensel ve toplumsal değerlere okullarda yer kalmamıştır. Sınavlar, öğrencileri tek tipleştirmiştir: Farklılığın ve özgünlüğün anlamsız ve geçersiz olduğu okul ortamlarında inisiyatif kullanma ve risk alma gibi beceriler törpülenmiş, çocuklarımız adeta robotlaşmıştır.”

Üniversite sınavında ilk 2 bin öğrencinin üniversiteye yerleşme tercihine bakıldığında yaklaşık bin 400’ünün tıp fakültesini tercih ettiğinin görüldüğüne işaret eden Özden, “Bu öğrencilerin hepsinin tıp fakültesine gitmek için yetenek ve ilgisinin olmasının imkânı olmadığını, sistemin öğrencileri bölüm seçmeye yönlendirdiğini” kaydetti.